FIBA Dünya Kupası 2019 E Grubu mücadelesinde ABD’ye son saniyelerde kaybettiğimiz maçın hikayesini Kutluhan Kocadağ kaleme aldı.

Türk basketbol tarihinin hem kulüpler bazında hem milli takımlar bazında, hem kadınlarda hem erkeklerde en çok zorlandığı ve en çok acısını çektiği şey: Serbest atışlar. Dün de olağanüstü bir performansın üstüne maç sonunda gelen dörtte sıfırlık serbest atış performansı belki de herkesi çok büyük hayal kırıklığına uğrattı ve sosyal medyada, otuz sayı kırk sayı yesek bu kadar can acıtmazdı yorumları yapıldı. Basketbol tarihimizin kara sayfalarında altı kalın puntolarla çizili şekilde bulunan serbest atışlar başımızı yaktı.

ABD, 2006 Japonya’daki Yunanistan yenilgisinden beri hiçbir resmi maçta mağlup olmuyor ve oradan çıkardıkları dersle katıldıkları her turnuvayı mağlubiyetsiz şampiyon tamamlamayı başardılar. Onları bu süreçte en çok zorlayan ve tehdit eden maç belki de 2012’deki Litvanya maçı. Fakat o maçta dahi bu kadar sürklase olup sarsıldıklarını hatırlamıyorum. Bizim ABD ile oynadığımız maçların tarihine şöyle bir göz atacak olursak da, henüz galibiyetimiz yok ve en çok zorladığımız maç 2014 Dünya Şampiyonası’nda İspanya, Bilbao’da oynanan grup maçı. O maçın ilk devresini 40-35 önde kapatmış ve ABD’lilere korkutucu bir gözdağı vermiştik. Hele maç içinde bir an vardı ki; Ender Arslan, ikinci periyotta 28-27 önde olduğumuz bir anda serbest atış çizgisine gidiyor ve arkasından zamanın en önde gelen guardlarından Derrick Rose kendisine trash talk (maç içinde rakip oyuncuya karşı motivasyonunu düşürmek, moralini kırmak için yapılan konuşma) yapıyordu. O gün ilk yarı boyunca hem hücumda hem savunmada belki de milli takım tarihinin en komple, en tamamlayıcı ve en kusursuz devrelerinden birini oynayan milliler, ABD karşısında soyunma odasına 40-35 giderek herkesi büyük şaşkınlığa uğratmış ancak ikinci yarıda, Stephen Curry’li, James Harden’lı, Kyrie Irving’li ABD’ye karşı direnemeyip maçı 98-77 kaybetmişti.

1

Dün bu özel maçın daha iyisini oynadık ve tarihimiz açısından çok özel bir başarının kıyısından döndük. Maça Ersan’ın tecrübesi ve Melih’in skorerliğiyle Amerika’ya karşı bir direnç koyarak başladık. Daha sonra kısa beşin etkisiyle ribauntlardaki dengeyi hafif kaybetmeye başladık ve Amerika’nın üç sayı çizgisinin gerisinden isabetlerine mani olamadık. Her ne kadar içeriden yüzdesiz oynasalar da ikinci periyodun ortasına doğru farkı yaratmaya başladı (41-26, 5.33). Tam bu noktada Scottie Wilbekin’in oyuna girişi ve karakter koymasıyla geri dönüşün başlangıcını yaptık. Savunma stratejimizde yaptığımız değişiklikle beraber alan savunmasına döndük ve sahanın dörtte üçünde baskıya başladık. Sürekli içeri penetre eden, savunmamızda açıklar yaratan Amerika’ya karşı kusursuz uyguladığımız bu alan savunması ve hücumdaki ritimlerini sarsan baskımızla farkı erittik.  İlk yarı 46-41 bitti. Geri dönmek, direnç koymak, en azından son topa kadar savaşmak için bulunmaz fırsat karşımızdaydı. İkinci devreye bu söylediklerimden çok daha fazlası, bir galibiyet, tarihi bir sonuç için çıkan milliler, ortaya koyduğu karakter ve performansla bunu gösteriyordu. Üçüncü periyodun sonunda defalarca öne geçme fırsatını değerlendirememiş olmamıza rağmen yalnızca 4 sayı geride son periyoda başladık (65-61). Son periyot başında maçın kopma noktasına gelebileceği dönemde Furkan ve Melih’ten gelen kritik üçlüklerle oyuna tekrar ortak olduk ve dengeyi yakaladık. Shangai’da Amerikalılar hariç tüm salonun desteğini arkasına alan milliler son 14 saniyeye, maçın yıldızı Ersan İlyasova’nın kritik tiplemesiyle 81-79 önde girdi. Fakat son hücumda her ne kadar kısa beşle oynamıyor olsak da, Semih Erden sahada olsa da, bu kez de alan savunmasının zaaflarından ribaunt sıkıntısı baş gösterdi ve son üçlükte Jayson Tatum’a faul yaptık. Çizgiden 3’te 2 atan Tatum maçı uzattı ve elimize gelen maçı bitirme fırsatını kaçırmış olduk. Uzatmaya girişimiz her ne kadar hızlı olsa da ve skorda üstünlüğü ele alsak da Amerika’nın en büyük kozu Kemba Walker takımını sırtına alıp maça döndürmesini bildi. Maç sonunda Cedi’nin iki artı biriyle tekrar 92-91’lik üstünlüğü ele aldık. 14 saniye kala kenardan oyuna başlayan ABD’de topu eline alan isim uzun oyuncu Myles Turner’dı. NCAA’de Texas formasıyla son senesinde BIG12 konferansının en iyi savunmacısı seçilen ve Avrupa’nın en önde gelen savunmacılarından olan Doğuş Balbay, Turner’ın elinden kusursuz bir savunma hamlesiyle topu söküp aldı ve ardından Joe Harris’in toptan alakasız şekilde Doğuş’un beline sarılarak yaptığı sportmenlik dışı faulle iki atış artı kenardan oyuna başlama fırsatı kazandık…

Gregg Popovich ve Steve Kerr’ün ikinci yarının başından itibaren gergin ve adeta afallamış suratlarını görmek, Amerika’yı çoğu hücumda çaresiz bırakmak, 13 senedir hiçbir turnuvada yenilgi tatmayan hatta yenilgiye bu kadar yaklaşmayan bir milli takıma bu stresi yaşatmak. Hani derler ya günün sonunda tarih kazananları yazar diye, bence dünün sonunda tarih bizim de mücadelemizi altın harflerle yazdı. Ersan’ın hem oyunda hem skorda liderliğini, Semih’in pota altındaki savaşını, Melih’in benzersiz kritik şutlarını, Cedi’nin her ne kadar kötü bir gün geçirse de maç sonunda bizi öne geçiren bire birini, Doğuş’un en doğru yerlerde topa baskılarını, Buğrahan’ın korkusuzca savaşını, Wilbekin’in sakatlıktan dönüp en kritik anlarda bizi maçta tutuşunu ve daha nicesini yazdı. Evet gerçekten de otuz, kırk sayı farkla yenilsek bu kadar acıtmazdı. Evet, gerçekten tarihimizin kara sayfalarındaki en korkunç hikayelerden serbest atış sıkıntısının baş göstermesi herkesi çok büyük hayal kırıklığına uğrattı. Bunlara rağmen; geliyor, gelecek, hatta geldi, kazandık dediğimiz anda ellerimizin arasından kayıp giden bu maçın yasını tutmaktansa, Cedi ve Doğuş’a sinirlenip kırılmaktansa bu maçı iyi hatırlamak, her ne kadar buruk da olsa bu mücadeleyi senelerce olumlu yönleriyle ele almak daha sağlıklı olacaktır. Myles Turner’ın “İçinde bulunduğum en heyecanlı maçlardan biriydi” dediği, Joe Harris’in hala adrenalini damarlarımda hissediyorum dediği bu maçın ruhsal çöküntüye dönüşmesine izin vermememiz kanaatindeyim.

Şimdi önümüzde oldukça kritik bir Çekya maçı olduğunu unutmadan hazırlanmak ve hem fiziksel, hem zihinsel anlamda hazır duruma gelmek zorundayız. Kupa öncesi koç Ufuk Sarıca ve birçok oyuncumuzun da vurguladığı gibi adım adım ilerlememiz gereken turnuvada önümüzdeki adım Çekya. Bir sürprize mahal vermeyeceğimizi düşündüğüm maçın ardından da çapraz gruptan gelen rakipler üzerinde düşünebiliriz. Fakat en güçlüsüne kafa tutacak enerjiye, dirence, stratejiye ve yeteneğe sahip olduğumuz gün yüzüne çıktı. Şimdi aynı enerji ve dirençle, gidebildiğimiz yere kadar gitme noktasında elimizden geleni yapmaya devam etme zamanı.

Feedback